Bu yazıyı paylaş

Tuzun vücut açısından önemi nedir?

 

Tuzun bileşiminde bulunan sodyum, yaşam için olmazsa olmaz bir mineraldir! Sodyum kan basıncı, asit baz dengesi, sinir sistemi ve kas dokusunun çalışmasında çok önemli görevler üstleniyor. Ancak günümüzde aşırı tuz tüketimi ve dolayısıyla yüksek sodyum alımı, kalp, beyin ve böbrek hastalıkları başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açabilen, önemli bir toplum sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.

 

Tuzun azlığı vücutta nasıl etkiler oluşturur? Hangi hastalıklara yol açabilir?

 

 

Hiponatremi en sık karşılaşılan ve özellikle hastanede yatan hastalarda görülen elektrolit bozukluğudur. Genellikle sıvı tedavisi sırasında ve su dengesi bozukluklarında ortaya çıkar.

 

Hastaların çoğunluğunda hiponatremi hafif veya orta şiddettedir ve asemptomatikdir. Bulantı, kusma, başağrısı, iştahsızlık, letarji, yorgunluk, apati, disoryantasyon, bayılma hissi, ajitasyon, kas krampları ve konvülziyonlar başlıca semptomlardır. Fizik muayenede dehidratasyon bulguları, bilinç bozuklukları, ataksi, derin tendon reflekslerinde azalma, patolojik refleksler, pseudobulber paralizi, kafa içi basınç artış sendromu (KİBAS), hipotermi, Cheyne- Stokes solunumu gözlenebilir. Ağır hiponatreminin klinik semptom ve bulguları öncelikle santral sinir sistemine (SSS) yöneliktir. SSS hücrelerinin ozmolal değişikliklere ve serum sodyum değişikliklerine uyumu, diğer vücut hücrelerinden farklılık gösterir. Astrositlerin uzantıları *ile kapiller endotel hücreleri çok yakın komşuluk ve etkileşim halindedir. Kan ve beyin omurilik sıvısı (BOS) arasındaki metabolik etkileşim direkt olarak beyin hücrelerine ulaşır. Beyin hücrelerinin hiponatremiye ilk saatlerdeki uyumu, interstisyel sıvının BOS’a yönlendirilmesi ve aşırı sodyum ve suyun uzaklaştırılmasıdır. Sonra hücre içindeki Na, K ve diğer ozmotik aktif solütler hücre dışına atılmaktadır. Hiponatremi devam ederse bu koruyucu mekanizmalar yetersiz kalır. Hücre içindeki bazı aminoasitlerin (idyojenik ozmoller) metabolize edilerek yok edilmesi yoluna gidilir. Hiponatremi oluştuktan sonra, beynin bu cevabının 6- 12 saat içinde başladığı ve 72 saat içinde tamamlandığı tahmin edilmektedir. Serum sodyum değişikliklerinin çok yavaş veya çok hızlı düzeltilmesinin SSS disfonksiyonuna, ölümcül veya sekel olarak kalabilecek klinik tablolara yol açtığı bilinmektedir. Sentral pontin myelinolizisi denilen bu tablonun, ozmotik değişiklikler sonucu endotel hücrelerinden myelinotoksik faktörlerin salınması ile ilişkisi olduğu ileri sürülmektedir. Hipovolemik hiponatreminin klinikte oluşturduğu, dehidratasyon reaksiyonu dediğimiz, organizmanın humoral- hormonal yanıtı sonucu gelişen dolaşım bozukluğu, organların perfüzyon bozukluğu, şoka kadar ulaşan patolojiler çok iyi bilinmektedir. Sodyum, bebeklerin özellikle prematürelerin büyümesini uyaran bir büyüme faktörü özelliğindedir.

Sodyum eksikliğinin büyümeyi inhibe ettiği, vücut ve beyin ağırlığını azalttığı, kas ve beyin dokularında protein ve RNA miktarlarını azalttığı, sodyum yerine konduğunda bu bulguların düzeliği deneysel olarak gösterilmiştir. Hayatın erken dönemlerinde, sodyum kaybının eşlik ettiği fizyolojik veya fızyopatolojik antitelerde (prematürelik, tuz kaybı ile giden tubuler hastalıklar v.s.) büyüme ve gelişme geriliğinin oluştuğu bilinmektedir.

 

Hipovolemik- Hipoozmolar Hiponatremi Nedenleri

  1. Gastrointestinal kayıplar

Enfeksiyöz ishaller

Ozmotik ishaller

Primer mukozal bozukluklar

Kusma, fıstüller, lavajlar

  1. Renal tuz kaybı

Preterm bebekler ( < 32 hafta)

Hipoplazi, displazi

Üriner sistem anomalileri

Medüller kistik böbrek, juvenil nefronoftizi

Tubuler hastalıklar

Diüretik kullanımı

Akut tubuler nekroz

Pseudohipoaldosteronizm

  1. Deri yolu ile kayıp

Yanıklar

Pankreasın kistik fibrozu

Yüksek çevre ısısı

  1. Adrenal nedenler

Addison

Konjenital adrenal hiperplazi

Hipoaldosteronizm

  1. Serebral tuz kaybı

Tablo 2:

Nedenleri

Normovolemik-Hipoozmolar Hiponatremi

Uygun olmayan ADH salgılanması sendromu

Adrenal yetmezlik

Tiazid diüretikleri

İlaçlar

Hipotroidizm

Reset ozmostat

WIC sendromu

 

Tuzun fazlası vücudu nasıl etkiler? Hangi hastalıklara yol açabilir, organları nasıl etkiler?

 

Aşırı tuz tüketiminin önlenmesi, yüksek kan basıncı ve buna bağlı ortaya çıkabilen kalp, beyin ve böbrek ile ilişkili kronik hastalıkların azalmasında önemli rol oynayabilir. Aşırı tuz tüketimi kan basıncından bağımsız olarak toksik etki göstererek mide kanseri, kemik erimesi ve diğer kalp sağlığı sorunları riskini de artırabilir.

 

Özellikle gebelik ve menopoz dönemindeki kadınlar aşırı tuz tüketiminin kendileri için de riskli olduğunun farkına varmalı. Kadınlar menopoz ve menopoz sonrası dönemde, kemik erimesi açısından risk altındadır. Aşırı tuz tüketimi, vücuttan kalsiyum atımını artırarak, kemik erimesinin ilerlemesinde rol oynayabilir. Dolayısıyla kadınların tuz tüketimi hakkında farkındalığının artırılması toplum sağlığı açısından önemli rol oynuyor.

 

Sağlık Bakanlığı verilerine göre her üç ölümden birinin nedeninin hipertansiyon olduğu ve Türkiye’de hipertansiyon görülme sıklığının kadınlarda yüzde 32.3, erkeklerde ise yüzde 28.4’tür. Hipertansiyon görülme sıklığı kadınlarda erkeklere göre daha yüksek, ancak bu konudaki farkındalık da kadınlarda erkeklerden yüksektir. Erkeklerin yüzde 41’i, kadınların ise yüzde 67’si hipertansiyon farkındalığına sahiptir.

 

Günlük tuz alımı ne kadar olmalıdır?

 

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin 2008 yılında gerçekleştirdiği SALTURK-1 çalışması Türkiye’de yetişkinlerin günlük tuz tüketiminin 18 gram olduğunu, 2012 yılında tekrarlanan SALTURK-2 çalışması ise günlük tüketimin bir miktar azalarak 15 grama düştüğünü gösterdi. Ancak bu rakam günde toplam 5 -6 gram olarak belirtilen tuz önerisinin yine de bu değer DSÖ’nün önerdiği (<5gr) miktarın 3 katından daha fazladır.

 

 

Avustralya’da yapılan bir araştırmada, marketlerde satılan düşük tuz içeren yiyeceklerin etiketlenmesiyle 8 hafta sonunda günlük tüketilen tuz miktarının ortalama bir gram kadar azaldığı, yine aynı marketlerde düşük tuz içeren bu yiyeceklerin tüketicilere tanıtılmasıyla ise iki gram kadar azaldığı saptanmıştır.

İnsan vücudunun normal işlevlerini yapabilmesi için 5 gr/ gün (bir çay kaşığı) tuz alması yeterlidir.